GÜL DEMİ FORUM !!!

BİRŞEYLER PAYLAŞILDIKÇA ANLAM KAZANIR_!!!
 
AnasayfaKapıTakvimGaleriSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Makale Nedir ve örnekler

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin

avatar

Mesaj Sayısı : 170
Kayıt tarihi : 31/05/10

MesajKonu: Makale Nedir ve örnekler   Ptsi Mayıs 31, 2010 5:07 pm

Makale, temeli düşünce olan yazı türüdür. Makalede konu sınırlaması yoktur. Bir düşünce, toplumsal bir olay, bilimsel bir gerçek, söz sanatları, plastik sanatlar, makalenin konusu olur. Makaleler bir tezi savunma yazılarıdır. Bu nedenle yapısı, ortaya atılan bir görüş ve bu görüşü destekleyecek düşüncelerle örülür.



Makalenin ülkemizde tanınması, gazetenin yayınlanmasıyla olmuştur. Makaleler köşe yazılarındandır. Gazetelerin ilk sayfalarındaki makaleye başmakale denir. Gazetenin başmakalesi genellikle aynı yazar tarafından yazılır. Gazetenin dünya görüşünü ve olaylara bakış açısını belirler. Gazetenin okuyucu sayısı üzerinde de etkilidir. Kimi insanlar, başyazar gazete değiştirdiğinde ya da beğendikleri makale yazarı artık eskisi kadar etkili ve tutarlı yazmadığında gazetelerini değiştirirler. Bu yüzden makale yazmak çok önemlidir. Makale yazarı, okuyucu ile bağını koparmamak zorundadır.





Makalenin belirleyici özellikleri nelerdir?
• Düşünsel plânla yazılır.
• Yazar anlattıklarının doğruluğuna güvenmeli, anlattıklarını bir mantık çerçevesine oturtabilmelidir. Her anlattığı, önceki anlattıklarıyla çelişmemelidir.
• İşlenen konu kendinden önceki söylenmişlerden, yazılmışlardan ayrı olmalıdır.
• Okuyucuya konunun önemini kavratabilmek için örnekleme, karşılaştırma, tanık gösterme gibi nesnel verilerden yararlanmalıdır.



Makale türünün Türk Edebiyatı’ndaki önemli temsilcileri şunlardır: Namık Kemal, Ziya Paşa, Şemseddin Sami, Muallim Naci, Beşir Fuat, Hüseyin Cahit, Fuat Köprülü

Giriş Bölümü : Öne sürülecek sav, görüş ya da düşünce yazının girişinde sergilenir. Makalenin en kısa bölümüdür. Makalenin geneline göre bir iki, paragrafı geçmez. İyi bir giriş makalenin oluşmasını sağlayabilir. Giriş bölümünde, yazıdaki fikir gelişiminin hangi yönde olacağı saptanır. Okuyucu bilgi ve fikir atmosferine yavaş yavaş sokulur.



Genellikle okuyucu ilk bakışta bu bölümü okur; sararsa, ilgisini çekerse yazıyı sonuna değin okumaya karar verir. Bu yönden makalelerde girişin çok ustaca ve özenle biçimlendirilmesi gerekir. Bu bölümde konu hiçbir ayrıntıya girmeden ortaya konulur.. Bunun aşırı dolaylamalara kaçılmadan yapılması gerekir. Neyin üzerinde durulacağı, ne hakkında söz söyleneceği bir iki parağraf içinde ortaya konulmalıdır.



Gelişme bölümü: Gelişme bölümünde, giriş bölümünde dile getirilen konu açıklanır, makalenin yazış amacı ve bu amaca yönelik bilgi, belge ortaya konularak tez savunulur, antitezler çürütülür. Konu ile ilgili bilgi ve belgelerin ele alınıp işlendiği, konunun genişletildiği ve ortaya konmak istenen fikrin doğruluğuna ****ller gösterildiği bölüm, gelişme bölümünü oluşturur (Korkmaz 1995:220). Gelişme bölümü, derlenen, ortaya atılan fikirlerin çeşitli yönlerden genişletilmesi, desteklenmesiyle meydana gelir. Bütün fikir yazılarında olduğu gibi makalede de gelişme bölümünde açıklanacak fikirlerin derli toplu olması lazımdır. Dile getirilen fikirlerin inandırıcı, iddiacı kesin bir karaktere sahip olması için onları uygun yollarla açıklamak, desteklemek ve yerine göre de ispatlamak gerekir.



Gelişme bölümü makale yazarının inandırıcı olabilmek için tüm gücünü ortaya koyduğu alandır Bu bölümde ileri sürülen görüşlerin doğruluğunu ispatlamak için kanıtlar gösterilir, karşılaştırmalar yapılır, sayılar ve örnekler verilir. Öne sürülen sav, görüş ya da düşüncenin açımlanması, kanıtlanması bölümü makalenin gövdesini oluşturur. Yazar bu bölümde düşüncelerini açacak, geliştirecek, boyutlandıracaktır. Bunun için de tanımlama, karşılaştırma, örneklendirme, tanıklama, nesnel verilerden yararlanma gibi yollara sık sık başvuracaktır. Böylece okuyucuyu söylediklerinin doğruluğuna ve geçerliğine inandırmış olacaktır



Sonuç Bölümü : Sonuç bölümü; bir bakıma özetleme bölümü sayılabilir. Başta ileri sürülen, sonra açıklanan görüş, sonuç bölümünde -genellikle- bir paragrafta yinelenir. Ama asıl işlev burada yazının etkisinin doruğa ulaştırılmasıdır Ele alınıp işlenen, geliştirilen konunun hükme varıldığı ve o konunun ana fikrini oluşturan kısım sonuç bölümüdür. Bu bölümde yazar söylediklerinin tümünü belli bir sonuca ulaştıracak biçimde bir iki cümle ile sonucu vurgular.



Genellikle makale yazarları seçtikleri konu üzerinde söylediklerini bu bölümde bir yargıya dönüştürerek derleyip toparlarlar. Ancak bu bölüm her zaman için gerekli olmayabilir, yazar söylediklerini makalenin gelişme bölümünde iyice aydınlığa kavuşturmuşsa, konuyu dağıtmamışsa, yazısını, ayrıca özetlemeyi amaçlayan bir sonuca bağlamayabilir



Makalenin etkili olabilmesinde sadece bu planı uygulamak yeterli değildir. Makaleye işlenen fikre uygun bir başlık atmak gerekir. Makalelere genellikle kısa ve çarpıcı başlıklar konması gerekir. Makalede okuyucunun asıl ilgisini çeken şey, makalenin başlangıç ve sonuç kısımlarıdır Bunun için bu kısımlara anlamlı bir fıkra, çarpıcı bir diyalog veya bir hatıranın yerleştirilmesi makalenin etkili olmasını sağlar.



Makale yazmak uzun bir araştırma ve bilgi toplama aşaması gerektirir. Bu yüzden süre olarak sabır ister. Yazmaya başlamadan önce, makale yazılacak konu ile ilgili olarak geniş bir araştırma yapmak, tüm kaynakları taramak, bilgi fişleri oluşturmak gerekir.



Batıda çok eski örnekleri bulunan bu tür bizde ilk örneklerini Tanzimat döneminde vermiştir. Şinasinin Agah Efendi ile birlikte çıkardığı ilk özel gazete Tercüman-i Ahvalin ilk sayısında yayınlanan Mukaddime ( ön söz ) başlıklı yazı bizde ilk makale olarak kabul edilir. Ancak bu makale bugünkü anlamda çağdaş makalenin tüm özelliklerine sahip değildir.



Gerek Tanzimat döneminde, gerekse Servet-i Fünun ve Fecr-i Ati döneminde yazılan makaleler, eleştiri- polemik karışımı ürünler olduğundan gerçek anlamda makale türünden uzaktırlar. Bu tür bizde ancak cumhuriyet döneminde çağdaş bir kimlik kazanmıştır bu gün bir çok yazar ve bilim adamı çeşitli konularda ve çeşitli dergi ve gazetelere bu türde yazılar yazmaktadır



Bu alanda ilk ünlülerimiz ise Namık Kemal, Ziya Paşa, Ahmet Mithat, Hüseyin Cahit, Süleyman Nazif, Ziya Gökalp, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Refik Halit Karay, Peyami Safa, Falih Rıfkı Atay, Halit Fahri Ozansoy, Yaşar Nabidir.

Sohbet ile Makale Arasındaki Farklar :

sohbet ile makale arasındaki farkları üç madde etrafında toplamaktadır:

1 - Makalenin konuyu derinlemesine incelemesine karşılık, sohbetlerde konu yüzeyden incelenir.

2 - Makalelerde işlenen fikir savunularak ispatlanır. Sohbetlerde ise, ispat gayesi yoktur.

3 - Makalelerde daha ciddi ve sağlam ilim dili kullanıldığı halde, sohbetlerde samimi bir konuşma dili kullanılır.

Makale ile Fıkra Arasındaki Farklar:

1 - Makale yazarı ele aldığı fikirleri bilimsel bir yaklaşımla incelerken fıkra yazarı yazarı kişisel görüşle ele alıp inceler.
2 - Makalede yazar fikirlerini kanıtlamak zorundadır. Bunun için sağlam güçlü kanıtlar göstermesi gerekir.
3 - Fıkrada ise böyle bir zorunluluk yoktur. Fıkra yazarı isterse ispatlama yoluna gider isterse gitmez, her türlü örneği kul1anabilir.
4 - Makale bilimsel bir yazı olduğu için resmi ve ciddi bir anlatım kul1anılır. Fıkrada ise samimi, rahat ve içten bir anlatım vardır.

Makale ile Deneme Arasındaki Fark

Denemeci özgürce seçtiği bir konu üzerinde kişisel görüşlerini okurlarıyla dostça paylaşırken okuyucuyu düşündürme amacı taşır. Yazınsal bir dil kullanarak toplumun geneline hitap eder.

Makaleci ise öğretmeyi, bilgilendirmeyi amaçladığı için bilimsel belge, anket ve istatistikler gibi verilerle savını kanıtlama yoluna gider. Bilimsel ve terimsel bir dil kullanarak konuyla doğrudan ilgisi olan sınırlı bir okura seslenir.

Küresel Çevre Kirlenmesi
Günümüzün dünyasında çevre kirliliği, tüm gezegeni kaplayan boyutlara ulaşmış durumda. Dünyanın birçok bölgesinde insanlar, çevre felaketine karşı korumasız, nükleer tehdit ve radyasyondan habersiz bir yaşam sürmektedir. Bilim adamları ise bu olumsuzlukların devamı halinde dünyadaki tüm canlıların ciddi biçimde tehdit altında olduğunu vurguluyorlar.



Halbuki insanoğlunun gelişimi başlarda yaşam ve doğal çevre ile uyum içinde sürmüştür. Ancak dünyadaki toplumsal ve teknolojik gelişmelerin hızla artışı karşısında ekolojik sistemin bu hassas dengesi giderek bozulmuştur. Bu tehlikeli gelişmenin seyircisi durumunda olan insanlık ise dünyada dengeli bir çevrenin korunamaması halinde tüm canlıların varlığının sürmesinin olanaksızlığını acaba ne zaman anlayacak?



Bu yılın yaz başlarında başlayan yağmur dönemi dünyayı etkisi altına aldı. Barajları, setleri ve köprüleri yıkan seller ölümcül sonuçlara yol açtı. Bir süre önce Trabzon’da yaklaşık üç saat süren yağmur, Sürmene ilçesi ve haritadan silinen Beşköy beldesinde büyük mal ve can kaybına neden oldu, ocakları söndürdü…Anı Mektup Biyografi Günlük Roman Tiyatro Fıkra Röportaj Makale Eleştiri Haber Yazısı Deneme Gezi Yazısı Söyleşi



Yağışların etkili olduğu bir başka ülke olan Çin’in birçok bölgesinde barajlar yıkıldı. Harekete geçirilen askeri birlikler setleri yıkarak sel sularının kırsal kesime yayılmasını sağlamaya çalıştılar. Sel, eylülün ortasında da Meksika’nın Chiapas eyaletinin Valdivia köyünü yok etti.



Dünyadaki benzer sel baskınlarının verdiği zararlar ürkütücü boyutlara ulaştı. 240 milyon kişiyi etkilediği söylenen bu yazın selleri, resmi açıklamalara göre şimdiye kadar 2 binin üzerinde insanın ve sayısı bilinmeyen diğer canlıların yaşamlarına mal oldu. Yaklaşık 14 milyon kişi evini terk etmek zornuda kaldı. Bu durum, insana, Çinlilerin “Su ile şaka olmaz” özdeyişini hatırlatıyor.



Gün geçmiyor ki çevre felaketi haberlerde yer almasın. Büyük Okyanus’ta 30 metreye kadar yükselen dalgalar sahilleri yerle bir etti. Deniz dibindeki deprem ya da yanardağların patlamasından meydana geldiği söylenen bu dev dalgalara karşı uyarı ağları da para etmiyor. Hatırlanacağı gibu bu dev dalgalar, 1993′te Endonezya’da bir adanın tamamını kapladı ve 2 bin kişinin yaşamını yitirmesine yol açtı. Yine Gine’de yaşamını yitirenlerin sayısı ise 3 bini aştı.



Dev dalgalara yol açan depremin merkezi Büyük Okyonus’ta idi. Ama yer kabuğu, dünyanın başka bölgelerinde harekete geçecek şekilde etki alanını genişletti. Örneğin haziran başında başlayan depremlerin, dünyanın dört bir yanını salladığı ortaya çıktı. Ülkemiz de bundan nasibini aldı. Bu ve buna benzer felaketler bize, geleceğimizi bu günden tahmin etmenin olanaksızlığını gösteriyor. Ozondaki ****nme ve hava kirliliğinin yaşamda olumsuzluklara neden olabileceği ve doğal yaşamın temellerini dinamitleyeceğini küresel gözlükle niçin göremiyoruz?
Küresel çevre sorunlarının çözümü konusunda her ülkenin, çağdaş yöntemlerle halkını bilgilendirmesi bir görev olmalıdır. Sanayinin kent içinden uzaklaştırılmasına ve milli parkların gereği gibi korunup doğal hali ile tutularak toplumun yararlandırılmasına öncelik verilmelidir.



Üçbinlinli yılların insanları için, doğayla çok daha büyük uyum içinde yaşanacak rüzgârgüneş enerjisinden yararlanacak doğal konut yapımına geçilemez mi? Bu sahada yeni arayışlar içinde olmalıyız. Doğanın intikamının daha büyük olmaması ve acının yoksul ülkelere çektirilmemesi için insanların bir an önce kendilerine çeki düzen vermeleri gerekiyor.
**ümcül etkileri yıllardır sürmekte olan ‘Çernobil’ olayından kim sorumlu? Bugün ‘Çernobil’den on misli daha tehlikeli olacak, radyoaktif artıkların bulunduğu söylenen Sibirya’nın batısındaki Karaçay Gölü, bir saatli bombadan farksızdır. Gölün altında, yaklaşık yüz metre derinlikte beş milyon metreküp radyoaktif tozlardan oluşan kütlenin varlığı bilinmektedir.
İnsanların yazgıları ile ilgili dehşet dolu olası tehlikelere karşı evrensel yurttaş girişimlerinin etkinliği attırılmalıdır.



Hepimizin paylaştığı bu dünyayı, bu gezegeni gelecek kuşaklara kirli ve çirkin bırakmaya hakkımız var mı? Geleceğe bir borcumuz yok mu? Hatalarımızın be****ni henüz doğmamışlara ödetmemeliyiz.



Doğanın yasalarına yeterince duyarlılık göstermeli ve doğal afetlerini ciddiye almalıyız. Doğal zenginliklerle dolu olması gereken bir dünyadan daha fazla yoksun olmamalıyız.


Öğretici düzyazının bir türü olan makale, bir düşünür, bilim adamı ya da araştırmacının seçtiği bir konuda kendi duygu ve düşüncelerini ****l, bilgi, bulgu, belge ve diğer kaynaklardan da yararlanarak açıkladığı ve kesin yargılarla sonuca ulaştığı yazı türüdür.



Makaleler, içeriklerini belirleyen konularına göre birçok türe ayrılır. Örneğin resim, müzik, tiyatro gibi sanat dallarını ele alan makalelere sanat makalesi, ulusal ya da uluslararası politika konularını irdeleyen yazılara politik makale, askerlikle ilgili bir konuyu işleyen yazıya askerî makale, psikolojik konulara değinen yazılara psikolojik makale, bir bilim dalıyla ilgili makalelere bilimsel makale, dinî konuları i şleyen yazılara da dinî makale denir.



Makaleler genellikle gazetelerde, popüler ve bilimsel dergilerde yayımlanır. Gazetelerin çoğunlukla ilk sayfasında yer alan ve o gazetenin genel fikrî yapısını temsil eden yazılara başmakale, bu yazıyı yazan kişiye de başyazar denir.



Türk edebiyatında ilk makaleyi, İbrahim Şinasî ilk sayısı 22 Ekim 1860′ta çıkan Tercümanı Ahval gazetesinde yayımlamıştır.


ÖRNEKLER


Küresel Isınma: Dünyamıza Neler Oluyor?

HERGÜN gazetelerde okuyoruz; buzullar eriyor, kar yağışları azalıyor, okyanuslar ısınıyor, atmosferde karbondioksit oranı artıyor, deniz seviyesi yükseliyor, orman yangınları artış gösteriyor, ırmaklar kuruyor, göller küçülüyor.

Mevsim normalleri dışındaki hava olayları karşısında uzmanlar bile şaşırmış durumda. Bahar erken geliyor, çiçekler vaktinden önce açıyor, pek çok bölge kuraklık yaşıyor… Mercanlardaki hayat tükeniyor, hayvanların göç dönemleri değişiyor, salgın hastalıklar yayılıyor…
Yaşanan tüm bu değişiklikler, daha doğrusu tüm bu bozulmalar, adını sıkça duymaya başladığımız "küresel ısınma" ile yakından alakalı. "Dünya atmosferi ve okyanusların ortalama sıcaklıklarındaki artış" anl***** gelen küresel ısınma, son yıllarda rahatlıkla saptanabilir, hatta günlük hayatta hissedilebilir bir düzeye ulaştı. Önceleri bir komplo teorisi olarak görülebilen bu konu, bugün insanoğlunu tehdit eden ciddi bir tehlike olarak karşımızda duruyor. Havaya saldığımız gazların yok olup gideceğini düşünürken, bu son yaşanan gelişmeler dünyamızın gerçekten de içinde yaşadığımız ‘evimiz’ olduğunu ve ona çok iyi bakmamız gerektiğini inkâr edilemez biçimde ortaya koydu.

Dünyamızın başına gelenler

Dünyamız, en başta, iklim değişikliklerinin yol açtığı felaketlerle boğuşmakta. Bunların başında da buzulların erimesi geliyor. Herkesi şaşkınlığa sürükleyen bu olay, kömür, petrol, doğal gaz, diğer bir deyişle fosil yakıtların tüketiminin yeryüzünde gözlemlenebilen etkisi. Araştırmacılara göre atmosferdeki karbondioksit oranı yüzbinlerce yıldır ilk defa bu kadar yoğunlaşmış durumda. Aşırı karbondioksit ve metan yerküreyi kuşatıp ısıtıyor ve böylece iklimler alt üst oluyor. Kloroflorokarbon gazlarının yoğunluğu karşısında atmosferin koruyucu tabakası ozon ****niyor, kutuplardaki buzullar eriyor.
Dünyanın dört bir yanından gelen haberler bu konuya daha fazla ilgisiz kalınamayacağını açıkça ortaya koymaktadır. Afrika’nın en yüksek dağı olan Klimanjaro’nun karlarının ve Alp Dağları'ndaki buz kütlelerinin erimesi, Antarktika'nın parçalanmaya başlaması, son 10 yıl içinde Güney Kutbu'ndan neredeyse Connecticut eyaleti (bir ülke) büyüklüğünde bir buz kitlesinin koparak ayrılmış olması bunlara etkili birer örnek. Bir diğer örnek ise buzul tabakasında Avrupa’nın kuzeyinden kutba kadar uzandığı belirlenen dev kırık. Avrupa Uzay Ajansı bu kırığın İngiltere’den daha büyük olduğunu söylüyor. Ajans ayrıca Norveç’in kuzey ucundaki Svalbard takımadalarıyla Sibirya’nın Severnaya ve Zemlya adalarından kutba uzanan bölgede geniş bir kırık bulunduğunu da tespit etmiş bulunuyor.
Kuzey Kutbu'nda başgösteren gelişmeler ise duyanları hayrete düşürmekte. NASA’nın son verilerine göre Kuzey Kutbu’nda yıl boyunca daimi olarak görülen buzullar %14 oranında azalma gösterdi. Buradaki buzul tabakasının iklim sıcaklıklarındaki artış yüzünden küçüldüğü bildiriliyor. NASA araştırmacıları Kuzey Kutbu’ndaki buzulların eskisinden çok daha hızlı eridiğini ve dünyanın diğer bölgelerine oranla iki kat fazla ısındığını haber verdi. Bu durumun dünya ile okyanusun hassas eko-sistemini oldukça etkileyeceği bildiriliyor. NASA bilim adamları ayrıca son 30 yılda yerküre sıcaklığının her 10 yılda 0,2 derece artarak çok hızlı bir yükseliş gösterdiğine dikkat çekiyorlar.

Bundan sonra neler olacak?

Bilim adamları sera gazlarının salınımının yakın gelecekte yol açabileceği sorunları şöyle özetliyorlar:
- 2070'te dünya buzulsuz kalabilir ve bu da küresel çölleşmeye, deniz seviyesinin yükselmesine neden olabilir.
- Kuzey Kutbu’ndaki buzullar 35 yıl sonra tamamen ortadan kalkabilir.
- Buzulların erimesi kutup ayıları gibi bazı hayvan türlerinin yok olmasına yol açabilir.
- Buzulların erimesinin deniz seviyesini yükseltmesi ile birlikte alçak kesimler su altında kalabilir.
- Dünya küresel ısınma nedeniyle önümüzdeki 10 yıl içinde geri dönülmez bir noktaya gelebilir.
- Ormanlar yok olabilir ve bununla birlikte çölleşme yaşanabilir.
- Çölleşmenin ve kum fırtılarının olumsuz etkileri tarımcılığı yok edebilir.
- Salgın hastalıklar önüne geçilemeyecek şekilde artabilir.
- Ormanların çöle dönüşmesi ile canlı türleri yok olabilir.
- Kuraklık başgösterebilir ve yiyecek stokları tükenebilir.
- Yükselen deniz seviyesi kıyılara yakın tatlı su kaynaklarındaki tuz oranını artırabilir, bu da içme ve sulama suyu sıkıntısına neden olabilir.
- Mercanlardaki canlılık yok olabilir.
- Gezegendeki canlı türlerinin %30'u yok olma tehlikesiyle karşılaşabilir ve ekolojik denge buna bağlı da bozulabilir.
- Göçler başlayabilir ve yüz milyonlarca insan uygun iklim koşullarında yaşamak umuduyla göç edebilir.

Küreyi ısıtan suçlu bulundu

PEKİ tüm bu olumsuz haberlerin nedeni olan küresel ısınmanın sebebi ne? Dünyanın doğal gidişatı mı, yoksa insan eliyle gerçekleştiği söylenebilir mi?
Çeşitli ülkelerden yaklaşık 500 bilim adamının biraraya gelerek oluşturduğu Hükümetler Arası İklim Değişimi Uzmanlar Grubu son 50 yılda giderek artan küresel ısınmanın %90 oranında ‘insan eliyle’ meydana geldiğini ve yüzyıllarca devam edeceğini açıkladılar. Hazırladıkları rapora göre dünyanın, yüzyılın sonuna kadar 1.8 – 40C arasında ısınacağı, denizlerin 58 santimetreye kadar yükseleceği, kuraklığın bütün dünyayı saracağı düşünülüyor.
NASA iklim bilimcilerinden James Hansen da yerkürenin son 12 bin yıldan bu yana en yüksek sıcaklığı yaşadığını belirtti. Hansen'a göre karbondioksit gibi gazların son yıllardaki artışı dolayısıyla dünya, insanlığın neden olduğu tehlikeli bir kirlilik seviyesine doğru hızla yol almakta. Sanayileşme sonucu açığa çıkan metan gazı ve karbondioksit, açıkça, küresel ısınma felaketinin başlıca nedeni. Ünlü iklim bilimci yakın gelecekte ortaya çıkabilecek tehlikelere karşı ise şöyle uyarıda bulunuyor: “Isınmadaki artışın 2 veya 3 dereceye varması durumunda, büyük olasılıkla, bildiğimizden farklı bir dünya ile karşı karşıya kalacağız...”
Elbette tüm bu olaylar, dünyanın yaşam için olağanüstü hassas bir şekilde ayarlanmış dengesini akla getiriyor. Dünya hiç de ilk anda akla geldiği gibi, dozerle çarpsan yıkılmaz bir duvar misalî kaba bir sağlamlığa sahip değil. O sağlamlığı çağrıştıran büyük ölçekli küresel yapıların hem kendi içinde hem de birbirleri arasında sanıldığından çok daha ince ve hassas dengeler söz konusu. Havadaki karbondioksit oranı ile kürenin ısısı arasında, kürenin ısısı ile kıtaların kapladığı yüzey arasında, kutuptaki buzulların erimesi ile okyanuslardaki deniz suyunun yükselmesi arasında, iklim değişiklikleri ile çölleşme arasında, çölleşme ile hayvan türleri arasında... böylesi bir denge var.
İşte bu denge ve bu dengenin sürekliliği, Allah’ın yeryüzünde an be an yarattığı özel koşulların dev***** bağlıdır. İnsan müdahalesi olmadığı takdirde, bu özel koşullar yaratıldığında, dünyamız da dengeli bir şekilde hayatiyetini devam ettirir. İnsan müdahalesi olduğunda ise, bu denge hemen bozulmaya yüz tutar.
Söz gelimi, bugün kendisinden bir âfet başlatıcısı olarak sözünü ettiğimiz ‘sera etkisi’nin aslında dünyanın normal yaratılış planı içinde yeri vardır. Hatta dünya üzerinde yaşamı mümkün kılan özel koşullardan bir tanesidir; dünyada yaşam olması için gerekli sıcaklığı sağlamaktadır. Ancak su buharı, karbondioksit ve metan gazının yeryüzünde oluşturduğu doğal örtü, fosil yakıtların kullanılması ve sanayileşme sürecinde ormanların yok edilmesi ile, bu örtüyü oluşturan gazları aşırı düzeye çıkarmaktadır. Normal koşullarda dünyayı ısıtan güneş ışınları, yeryüzünden yansıyarak atmosfere geri dönmektedir. Sera gazlarının atmosferde bu denli yoğun olması durumunda ise, bazı ışınlar bu gazlar tarafından tutulmakta, böylece atmosferdeki ısı normalin üzerinde artmaktadır.

Küresel ısınma kıyametin başlangıcı mı?

BİLİM adamlarının küresel ısınma dolayısıyla gelecekte öngördükleri olaylara bakıldığında, dünyamızın küresel ısınmayla birlikte kıyametine doğru yol aldığını görmemek saflık olur. Bazılarımız belki sıradan doğa olayları olarak haberleri okuyor olabilirler bu konuyla ilgili. Ama küresel ısınmanın yol açtığı ve açacağı olumsuzluklar, kıyamet alâmetleriyle ilgili hadîslerle örtüşmektedir. Meselâ bazı hadis-i şeriflerde kıyamet yaklaştığında afetlerin, depremlerin artacağı, toplu ölümlerin çoğalacağından söz edilmektedir. Bilim adamları da küresel ısınmanın yol açacağı iklim değişikliklerinin insanlar üzerinde yıkıcı etkilerinin olacağından bahsetmektedirler. Birkaç yıldan beri artan oranda meydana gelen kasırgalar, hortumlar, fırtınalar, seller, birçok yerleşim merkezinin sular altında kalması, depremler, volkanlar, tsunami dalgaları ve bunların sonucunda meydana gelen ölümler belki de bunun öncü işaretleri. Bilim ve vahiy her zaman birbiriyle örtüşür, ama bilim adamlarının kendi ağızlarıyla vahyi bu denli güçlü tasdik ettiklerine her konuda rastlayabilir miyiz, bilemiyoruz. Bilim adamları ortaya koydukları bulguların kıyameti haber veren bilgiler olduklarının ne kadar farkındalar acaba?

Yasamın Arka Yüzü
Onların bizi her gün gördüğü, bizim onları bildiğimiz fakat görmek istemediğimiz kendi vücutlarını satan kadınlar.Gerçek isimlerini kullanmazlar, Ebru, Elif, Sedef, gibi takma isimler kullanırlar, sürekli gizlenme ihtiyacı içerisinde kalırlar. Bunların bazılarının dostları vardır, bunlar bu kadınları bu şartlar arasında kazandıklarını yerler, üstelik onlara eziyet etmelerine rağmen kadınlar bunları bir türlü bırakmaz, nedeni psikolojiktir.

Bu kadınlar sığınacak bir yer ararlar sürekli, kendilerine güvenli bir liman bulduklarında eziyet bile görseler rahat ederler. Sürekli tehdit altında kalan bir yaşamları vardır.

Evet bu bizim toplumumuz için şuanda sosyolojik bir sorun olsada, aslında bu kadınlar toplum içerisinde bir denge unsuru olarak dururlar. Bu kadınlar gençtir, güzeldir, alımlıdır, cinselliği iyi bilirle, onlar gerçekten eşlerinden görmedikleri cinsel doyumun en uç sürecini yaşatırlar. Bu durumu yaşayan erkek, bunu bir süre daha sürdürmek ister. Toplum içinde onları sürekli eleştirmesine rağmen, yaşadıkları bir türlü aklından çıkmaz. Tekrar yaşamak isterler, bazı erkekler daha değişik duygular ararlar, sahtede olsa yaşak aşk yaşadığını sanır, onlarla cinsellik adına birşey yapmaz, sadece onun güzel sözlerine, alımlı davranışlarına, kıvrılmalarına, mat olur. Onu sadece o şekilde yaşamak ister. Cinsellik aklına gelmez, büyünün bozulacağını zanneder, kadında bu durumu kullanır. Ona daha çok kendine bağlar, daha çok para sızdırır. Evet bu kadınlar sürekli rol yaptıkları için onlarca erkeğe değme sanatçılara taş çıkartacak rol yaparlar. Erkeklerin aradıklarıda bu değilmi?.... Rahat bir yaşam sürmek isterler, bulundukları semtte diğer kadınlarla iletişim kurmazlar, zaten diğer kadınlarda onları istemez, sürekli mahalleden kovulmaları için kamu oyu baskısı yaratırlar. Halbuki evliliklerinin devamlarını bu kadınlara borçlu oldukları hiç akıllarına gelmez. Bu kadınlar ile ilişki kuran erkekler eşlerinden bulamadıkları cinselliği doyasıya yaşarlar, onlarla korkuyu görürler, gizliliği yaşarlar, sakınmayı öğrenirler, içlerindeki şeytanı bir şekilde ikna ederler. Evet bu kadınlar toplumsal bir denge olularlar. Bunlarında bir geçmişleri bir aileleri vardır. Her birisinin başından bir evlilik geçmiş, bu evliliklerinden çocukları olmuştur. Çocukları ile ilgilenemezler, sürekli gece çalıştıkları için, cocukları başkaları tarafından yetiştirilirler. Bu annelerin en büyük özelliği içki ve sigara tüketiminde sınır tanımazlar, içkileri kesinlikle bedavaya getirmeleri gerekir.
Yaşamları başkalarının paraları üzerine kurulmuştur. Bu kadınların çevrelerinde onlarca erkek dolanır, her birisi ile ilişkilerinde onlara, diğerlerinden nefret ettiklerini, kendisini sevdiğini söyler, ona canım, aşkım, hayatım türünden sözler söyler, almasını iyi bilirler, o ince kıvrımlarda istediklerini alırlar.
Bu onların en büyük meziyetidir.İçki alemlerinde en büyük mez onlardır, onlarsız içki alemi olmaz, gruplar halinde gelir erkekleri eğlendirirler, daha sonra anlaştıkları erkeklerle beraber olurlar. Erkekler bu kadınları bir türlü bırakmak istemez ve onları diğerlerinden kıskanırlar, bu kadınlarda bu duyguyu çok iyi kullanıp, daha çok kazanım elde ederler. Bunlarında hayalleri vardır, iyi bir ev kurmak, süslü eşyalar almak, şark köşesi kurmak, evi baştan sona süslemek, değerli takılar takmak, lüks yerlerde yemek yemek, tatil ihtiyacını bir ilişkisi ile bedavaya getirmek, evet bunlarında hayalleri vardır. Evet bu kadınlar çevremizde ve bizim içimizde yaşadıkları halde bizler onları görmeyiz. Taki ihtiyacımız olduğunda, onlara aracılık edeni bulur onunla bu kadınlar için irtibat kurarız. Kadınlar yaşadıkları cinselliği o kadar becerikli yaparlarki, bir defa bunu yaşayan bir süre bunu bırakmak istemez, bunu fırsat bilen kadın, yeni avını çok iyi şekilde yolar. Bu durum maddi durumu iyi onlanla, olmayan arasında farklılık gösterir. Durumu iyi olan, kadınları bir eve yerleştirip onu metres durumuna sokar ve bütün ihtiyaçlarını karşılarlar, kadınlarda bir süre buna ses çıkartmaz, taki, daha paralısını bulana kadar. Maddi durumu kötü olanlar ise bu ihtiyaçlarını günlük olarak karşılarlar, başka şansları yoktur, biraz zorladıklarında büyük bir borç batağının içerisinde kendisini bulur. Kredi kart borçları yüzünden icralık olurlar. Evet bu kadınlar bizden biri içimizden birisi olabilir. Acılarını kimse bilmez onların, herkese gülücükler dağıtırken yalnız kaldıklarını hayatları için saatlerce göz yaşı dökerler, kaderlerine isyan ederler, kimsenin sözlerine inanmazlar, yedikleri hayat darbeleri yüzünden herkese güvenlerini yitirmişlerdir. Sevmezler, sevldiklerine asla inanmazlar, bunların tamamen bir oyun olduğuna ve bir süre sonra herkesin kendi yoluna gideceğini çok iyi bilirler. Hayat onları acımasız yapmıştır, bu yüzden yeri geldiğinde acımasız davranışlar gösterirler. Arkalarına asla bakmazlar, toplum içerisinde herkes onları iter, fakat bir fırsatını bulduğuna onunla cinselliği yaşamaya çalışır, bunlarla ilişki kuran toplum katmanları içerisinde değişit insanlar vardır. Toplum olarak onları ötelemek yerine onları bu sosyal denge içerisinde daha rantabıl bir hayatın içerisine sokmak, kendi ayakları üzerinde durabilecek bir yaşam sürmelerine sağlamak olacaktır. Her şey başkalarının hayatı üzerine kurulmadığına göre, bize düşen görev sorumluluk sahibi olarak bu kadınları bir şekilde bu hayatın içerisine düşmelerine engel olmak olacaktır. Onları bir düşman olarak görmek yerine korunması gereken insanlar görmek daha faydalı olacaktır, başlangıç olarak. Bunlarında birer anne olduklarını unutmadan, anneliği doya doya yaşamlarına fırsat vermek zorundayız, toplum olarak bize çok büyük görevler düşmektedir. Bu tür yaşam süren kadınların herbirisinin ayrı bir hikayesi vardır, ve bu hikayeler acılarla doludur, Hiç bir kadın bilerek ve isteyerek bu bataklığa saplanmak istemez, Onlarda mutlu olmak, bir aile düzeni içerisinde yaşamak isterler. Onlarında umutları vardır. Gelecekle ilgili planları vardır. Fakat bu planları yaparken, kendi ayakları üzerine değil başkalarının maddi imkanları üzerine kurarlar. Bu onların en büyük handikapıdır. Toplum olarak tu kaka dediğimiz bu yaşamı süren kadınlara devlet olarak sahip çıkılmalı, bu hayat süren ve bataklığa tamamen sahipsizlik ve maddi koşulların yokluğu nedeniye düşen bu insanlara toplum ve devlet olarak sahip çıkılmalıdır. Sosyal devlet anlayışının temelide burdan başlamalıdır. Erkek olarak insanları kullanmak değil, onlara yaşama bağlayacak versiyonları uygulamaya sokmak gereklidir. allah(cc) korkusu ve insanlıkta bunu gerektirir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://guldemi.benimforum.org
By_Gizemli



Mesaj Sayısı : 11
Kayıt tarihi : 02/06/10

MesajKonu: Geri: Makale Nedir ve örnekler   Paz Tem. 04, 2010 2:41 pm

Kompozisyon Hakkında da BiLGi verirmisin admiN??
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Admin

avatar

Mesaj Sayısı : 170
Kayıt tarihi : 31/05/10

MesajKonu: Kompozisyon Nedir? Kompozisyon Nasıl Yazılır?    Paz Tem. 04, 2010 6:26 pm

Tanımı

Kompozisyon kelime anlamıyla; herhangi bir konu veya alanla ilgili ayrı ayrı malzemeyi en uygun şekliyle bir araya getirmek, birleştirmek, düzenlemek demektir. Kompozisyon her ne kadar, öğrencilere yazı yazma alışkanlığı kazandırmak amacıyla verilen yazma ödevi, veya daha geniş anlamıyla; duyguların, düşüncelerin, olayların sözle veya yazıyla ifadesi olarak kullanılsa da sadece edebiyata ait bir terim değildir ve kullanım alanı da edebiyatla sınırlı değildir.

Yukarıdaki tanımın kapsamına giren her alanda ve hayatın her anında kompozisyon vardır ve olmalıdır. Çünkü “kompozisyonda, uyum ve düzen esastır. Aslında doğa da bir düzen içerisindedir. Geceleri gündüzler, mevsimleri mevsimler takip eder. Nitekim büyük sanatkârların pek çoğu kendilerine tabiatı örnek almışlardır. Tabiattaki herhangi bir varlık, manzara, düzen, ahenk ve bunun sonucu olan güzelliği ile insanı kendine çeker, büyüler. Düzen ve tertip tabiatın ve hayatın esasıdır. Tabiatta her zerre kendi vazifesini bilir ve düzen intizam içinde yerine getirir. Her sabah, doğu diye adlandırdığımız bir taraftan doğan güneş, doğma yerini ve zamanını değiştirse her şey alt üst olur” [1]

Malzemesi dil olan, dille yapılan kompozisyonlara geçmeden önce kompozisyonun kullanıldığı diğer bazı alanlardan örnekler vererek sağladığı kolaylıklardan bahsedelim: Bugün, değeri milyarlarca dolarla ifade edilen, meşhur bir resmin, boyaların tuvale gelişigüzel sürülmesiyle yapılmadığı muhakkaktır. Buradaki ustalık, boyaların en uygun biçimde seçilmesinde ve bunların bir düzen içinde, ressamın da kendinden bir şeyler katarak, yeteneğiyle tuvale uygulamasındadır.

Bir piyanonun tuşlarına rast gele basarak kulağa hoş gelecek bir müzik eserinin terennüm edilmesi mümkün değildir. Besteci (kompozitör) bu alana ait deneyimiyle notaları en uygun şekliyle sıraya kor, düzenler ve ortaya güzel bir eser çıkar.

Birbirinden farklı ve dağınık hâlde bulunan tuğla, demir, kum, çimento vb. gibi malzemenin hayranlık duyulan mimarî bir esere dönüşmesi terkibin usulüne göre yapılmasıyla mümkündür.

Bir marketteki ürünlerin raflara gelişigüzel konduğunu; evinizdeki eşyanın şuraya buraya öylesine bırakıldığını; saçlarınıza tarağın, fırçanın hiç değmediğini; yemeğinizi yaparken elinize ne geçerse tencereye attığınızı; herkesin, arabasını istediği şekilde sürdüğünü; toplu taşıma araçlarının rast gele saatlerde kalktığını; ...vs. düşününüz. Düzenin bozulacağını, huzurun kalmayacağını, çevrenin birden bire, yaşanılamayacak bir hâle dönüşeceğini fark edeceksiniz. Çevrenizde sizi rahatsız eden her ne varsa, dikkat ediniz bunların pek çoğu plânsızlıktan ve düzensizlikten kaynaklanmaktadır. Bununla ilgili örneklerin sayısını dilediğiniz kadar artırmanız mümkündür. Demek ki, kompozisyonun özünü oluşturan tertip, düzen ve plân her alanda bir kolaylık sağlıyor, insana huzur veriyor ve bu anlamda hayatın vazgeçilmez bir unsuru oluyor. Dikkat edilirse maddî malzeme belli ölçülerle bir araya getirilirken onu birleştiren kişi malzemeye kendinden bir şeyler katıyor. Aynı malzemeyi kullanan res¬samlar, mimarlar, müzisyenler, dekoratörler, sanatçılar birbirinden az çok farklı eserler, projeler ortaya koyuyorlar. Demek ki kompozisyon, sadece maddî unsurların birleştirilmesi değil, madde ile mananın ahengidir.

Kompozisyon Türleri

Kompozisyonu ve önemini böyle kısaca belirttikten sonra dil ile yapılan kompozisyonlara geçebiliriz: İsteğin, haberin, duygunun, düşüncenin, anlayışın... diğer insanlara en kolay, tam ve etkili bir şekilde anlatılması sözle veya yazıyla olur. Buna göre dille yapılan iki türlü kompozisyon vardır:

a) Sözlü kompozisyon: Anlatılmak istenene konuşma yoluyla bir bütünlük ve düzen vermektir.

b) Yazılı kompozisyon: Duyguyu, düşünceyi, isteği yazı yoluyla düzenlemek ve bütünlük kazandırmaktır.

Temel ilkeler bakımından diğer alanlardaki kompozisyonlarla dille yapılan kompozisyonlar arasında fazla farklılıklar yoktur. Bir makinenin çalışır duruma gelmesi, mühendisin alanıyla ilgili iyi bir eğitim almasına; proje üreterek bunu plânlamasına; parçaları en uygun biçimde bir araya getirmesine bağlı ise başarılı bir (sözlü veya yazılı) kompozisyonun ortaya konması da bilgi birikimine sahip olmaya; işlenmeye uygun bir konu tespit ederek bunun plânını çıkarmaya; en uygun kelimeleri seçerek bunları bir düzen içinde sıralayıp cümleler, paragraflar oluşturmaya bağlıdır. Makinede olması gereken fakat takılmayan bir parça veya yanlış takılan bir parça makinenin çalışmasını nasıl engelliyorsa eksik veya yanlış kullanılan bir kelime de yazının güzelliğini ve düzenini bozacaktır.

Kompozisyon Nasıl Yazılır?

Başarılı ve güzel bir yazı yazmak için bilinmesi gerekenleri, sırasıyla şöyle gösterebiliriz:

1. Bilgi birikimi

2. Konu seçme

3. Plân yapma

4. Başlık bulma

5. Paragraf bilgisi

6. Dilin kurallarını bilme

7. Yazma

8. Yazının okunması ve düzeltilmesi

Şimdi bunları sırasıyla anlatalım:

1. BİLGİ BİRİKİMİ

Üniversite eğitimiyle bir meslek için hazırlık yapılır, o mesleğin gerektirdiği birikim aktarılmaya çalışılır. Aydın insanın bilmesi gerekenler ise sadece kendi mesleğiyle, ilgi alanlarıyla, çevresiyle ve dönemiyle sınırlanamaz. Kendisine yöneltilen hemen her soru için az çok söyleyecek sözlerinin olması beklenir. “Ben inşaat mühendisiyim, ülke sorunlarından, sosyal çevreden, spor faaliyetlerinden, trafikten ... hiç anlamam” demek aydın insana yakışmaz. Kişinin çevresine karşı duyduğu sorumluluk; onu araştırmaya, incelemeye ve öğrenmeye yönlendirir. Böylece bilgi birikimi için ilk adımlar atılmış olur.

Herhangi bir bilim veya sanat dalıyla ilgili özel araştırmalar ve deneyimler sonunda elde edilecek uzmanlık bilgisini saymazsak genel bir kültür sahibi olmak ve (sözlü veya yazılı) kompozisyonlar meydana getirmek için aşağıda sayılan etkinliklerin yapılmasında yarar vardır:

a) Okuma

Yazılı veya sözlü anlatım yeteneğini geliştirmenin en etkili ve en güzel yollarından biri, çok okumaktır. İlgi duyulan alanlarla ilgili gazeteleri, dergileri, kitapları... okumak insanı hiç şüphesiz, başkalarından daha bilgili kılacaktır. Bilhassa, sanat değeri taşıyan, okumaya değer, klâsik kitapları, yazıları okumakla yazarının bilgi birikiminden, deneyimlerinden de yararlanmak mümkündür. Kişi ne kadar çok okursa dil ve anlatım yeteneği, düşünme yeteneği, bilgisi, duygu ve hayâl gücü... o derecede gelişir.

Okuyan insan doğruyu yanlıştan, güzeli çirkinden, iyiyi kötüden daha kolay ve isabetli ayırt eder; kendisini, çevresini, insanları, dünyayı ... daha iyi tanır.

b) Kütüphanelerden yararlanma

Herhangi bir konuda ayrıntılı bilgiye sahip olmak; konuyu araştırmak, incelemek, öğrenmek, kısacası kendimizi daha iyi yetiştirmek için gidilecek yerlerin başında kütüphaneler gelir. “Ulusların kalkınmasında iki önemli kaynak başta gelir: Bunlardan biri, bilgi birikimlerinin toplandığı yer olan kütüphanelerdir; diğeri de yeni bilgilerin yöntemlerin araştırıldığı yer olan lâboratuvarlardır. Kütüphanelerin sayısı ne kadar çoksa, içindeki kitapların sayısı duyulan gereksinmeyi tam olarak karşılayabiliyorsa, daha da önemlisi, oradan yararlananların sayısı ne kadar çok ise, o ülke o ölçüde kalkınmıştır.” [1]

Günümüzün imkânlarıyla kütüphanelerden değişik şekillerde yararlanmak mümkündür: Klâsik bir yol olarak, kitabı okur, işimiz bitince yerine koyarız veya kütüphaneye üye olarak kitapları ödünç alıp istediğimiz yerde okur, süresi içinde geri veririz. Yeni bir yol olarak internet aracılığıyla kütüphanelerin web sayfalarına girerek bilgisayar ortamına aktarılan kitapları inceleyebilir, yararlanılacak yerleri kendi bilgisayarımıza kopyalayabilir veya istediğimiz say¬faları yazdırabiliriz.

Okuyucuya daha kolay ve daha iyi hizmet verebilmek için kütüphanelerde -imkânlar ölçüsünde- bilgisayarlardan ve bilgisayar programlarından yararlanılmaktadır. Bugün kütüphanelerde yavaş yavaş ayrı bölümler açılarak CD kütüphaneleri oluşturulmaya başlanmıştır.

c) İnternetten yararlanma

Akla gelebilecek hemen her alandaki ve her konudaki bilgiye internet sayesinde kolaylıkla ulaşmak mümkündür. Sanal kütüphaneler, on-line araştırma dergileri, internet ortamındaki kitaplar, dergiler, antoloji sayfaları... meraklıları için sadece birkaçıdır.

) Bilgisayar programları ve CD (VCD, DVD)’lerden yararlanma

Bilgisayar programları kullanılarak ciltlerlerce kitapta yer alan bilgi, harita, resim veya belgeseller, filmler CD veya DVD’lere aktarılabilmektedir. Etkileşimli (interaktif) olarak hazırlanan eğitim programlarıyla daha çok bilgiye, çok çabuk, çok ekonomik ve çok keyifli bir şekilde ulaşmak mümkündür.

e) Dinleme

Bir dersi, konferansı, açık oturumu, tartışmayı, sohbeti vb. dinlerken de çok şeyler öğrenmek mümkündür. Özellikle bir amaca yönelik yapılan dinleme; dinlemeye hazır durumda, dikkati konu üzerinde toplayıp, kavramaya çalışarak, duyguları kontrol edip not tutarak yapılacak olursa dinlemeden elde edilecek yarar daha da artacaktır.

f) Gözlem yapma

Başarılı bir kompozisyon oluşturmanın temel şartlarından biri de gözlemdir. Çevrede olup bitenleri, varlıkları, nesneleri, tabiatı duyular aracılığıyla (bir anlamda) fark etmek, bunlardan yararlı sonuçlar elde etmek ve deneyimler kazanmak iyi bir gözlemle mümkündür. Sanatçıları diğer insanlardan ayıran önemli özelliklerden biri, bunların iyi bir gözlem yeteneğine sahip olmalarıdır. Onlar, bizim göremediğimizi, önemsemediğimizi, fark etmediğimizi hemen görürler. Çünkü onlar bakma ile görmeyi birbirinden çok iyi ayırırlar.

Üzerinde iyi gözlem yapmadığımız konuları veya eşyayı başkalarına anlatmak oldukça güçtür. Ömründe deniz görmemiş birine denizin ne olduğunu anlatabilmek ancak iyi bir gözlem sonunda mümkündür.

Gözlem yoluyla hayattan dersler almak, deneyimler kazanmak da ihmal edilmemelidir. Meselâ, on dakika geciktiği için derse alınmayan arkadaşlarını gören öğrenciler, bundan kendileri için bir ders çıkarabilmelidirler.

g) Kesik (Kupür) biriktirme

Kesik (kupür); gazete, dergi vb. yerlerden kesilen yazılardır. Okunan gazetelerde, dergilerde ilgi çeken, daha sonra kaynak olarak kullanılabilecek türden haber, makale, fıkra vb. gibi yazılar kesilerek gereğinde konulara göre ayrı ayrı zarflarda veya dosyalarda biriktirilerek bir arşiv oluşturulabilir. “Ünlü bir yazara kendisini nasıl yetiştirdiğini sormuşlar, şöyle açıklamış: Okuduğum bir kitaptan beğendiğim sözleri not eder, bir zarfa koyarım; gazetelerden, dergilerden kestiğim yazıları bir başka dosyada saklarım. Zamanla bir hazine ortaya çıkar. Yazmaya oturduğum zaman benim için her şey artık hazırdır.” [2]

h) Şiir defteri tutma

Şiir kitaplarındaki şiirler güzeldir. Ancak bazı şiirler vardır ki bize göre daha güzeldir, en güzeldir. İşte bu şiirlerin bir defterde toplanmasıyla hem güzel yazılar yazarak yazma alıştırması yapılmış olacak hem de duyguları en güzel şekliyle ifade yolları konusunda birikim kazanılacaktır.

ı) Günlük yazma

Herhangi bir olay, haber veya yorumla ilgili kişisel düşüncelerin sıcağı sıcağına, günü gününe bir deftere veya ajandaya düzenli olarak yazılması anlatım yeteneğinin geliştirilmesinde etkili yollardan biridir.

i) Özlü sözleri derleme

Yazılı veya sözlü anlatımda sözü uzatmamak, etkiyi artırmak, örnek vermek... için özlü sözler başlığı altında topladığımız atasözleri ve özdeyişlerden yararlanılabilir. Bu sözlerde uzun yılların deneyimi ve birikimi en veciz şekliyle ifadesini bulmuştur. Özlü sözlerin derlendiği kitaplar okunup (istenirse konularına göre) seçme yapılarak bir deftere yazılabilir. Böylelikle hem düşünce ufku genişletilmiş hem de yazı veya konuşma için malzeme de toplanmış olur.

2. KONU SEÇME

Yukarıda sıralanan yollarla ve bunlara ilâve edilebilecek değişik etkinliklerle birikim kazandıktan sonra sıra, üzerinde söz söylenecek veya yazı yazılacak konuyu seçmeye gelir. Konunun araştırma yapmaya uygun, bol kaynağı olan ve kişinin ilgi alanına giren, sınırları belli olan bir konu olmasına özen gösterilir.

3. PLÂN YAPMA

Plânın olmadığı yerde düzensizlik, dağınıklık, zorluk, zevksizlik ve kabalık kendini nasıl gösteriyorsa plânlanmadan ortaya konan yazılı veya sözlü kompozisyonda da benzer aksaklıklar hemen kendini gösterecektir. Esasen iyi bir yazı veya konuşma plânsız olmaz.

4. BAŞLIK BULMA

Başlık, yazının veya konuşma konusunun adıdır. Tabiatta adı olmayan, ismi konmayan varlık olmadığına göre yazıya da bir isim konmalıdır.

İyi bir başlık;

• Kısa ve öz,

• Dikkat çekici ve merak uyandırıcı,

• Konuyla ilgili,

• Ana düşünceyi etkili bir biçimde anlatan,

• Kolay söylenebilen ve akılda kalıcı,

• Yazının içeriği hakkında fikir verici,

olmalıdır.

Film adlarına, kitap adlarına, makale başlıklarına, haber başlıklarına... dikkat edilirse bunların yukarıda sayılan nitelikleri taşıdığı görülür.

Düşünce yazıları için konu, konunun maddesi veya ana düşünce uygun başlıklar olarak seçilirken olay yazıları için daha geniş bir yelpazeden başlık seçmek mümkündür: Olayın geçtiği yer; olay kahramanı; olayın adı; olay kahramanı ve olayın yeri; olayın özü olan eylem gibi. Nelerin başlık olarak kulla¬nılabileceği hakkında bir fikir vermek için başlıklardan bazı örnekler aşağıda sıralanmıştır:

Bilim ve Teknik, Yurt Duyguları, Edebiyatımızın İçinden,Türkçenin Sırları, Osmancık, ****** Şiirleri Antolojisi, Türk Dili, Çoban Çeşmesi, İstanbul’u Dinliyorum, Bizim Duvarlar, Çile, Suç ve Ceza, Silâhlara Veda, Cemile, Kılıbık, Otuz Beş Yaş, Duvar, Küçük Kız, Mihriban, Düşünmek, Üç Nasihat, Kurumuş Ağaçlar, Bayrak, Karadeniz, Memleket Türküsü, Güle Yel Değdi, Sinekli Bakkal, Acımak, Sarnıç, Yaprak Dökümü, Türkçe Bilen Aranıyor.

Bölüm başlıkları ve ana başlıklar satırı ortalayacak şekilde büyük harflerle yazılır ve (ünlem veya soru ifadesi yoksa) sonuna herhangi bir noktalama işareti konmaz. Alt bölümlere ait başlıklar ise küçük harflerle yazılır.

Önce başlık konup yazının buna göre geliştirilebileceği gibi, yazıyı tamamladıktan sonra da uygun bir başlık seçilebilir.

5. PARAGRAF BİLGİSİ

Herhangi bir yazının bir satır başından öteki satır başına kadar olan bölümüne paragraf denir. Paragraf, geniş bir konunun belli bir bölümünü ifade eden düşünce birimidir.

Paragraflar, bütün bir konunun ayrı ayrı bölümlerini ifade eden, kendi içinde de bütünlüğü olan birimlerdir. Bu bakımdan iyi düzenlenmiş bir paragrafta cümlelerin açık, etkili ve birbirine bağlı olması gereklidir.

Uzun bir yazının bölümlere ayrılmaması okuyucuyu yoracağı için yazıdaki çeşitli ana fikirlerin birbirinden ayrılması paragraflarla mümkün olur. Böylelikle yazının kolay okunması ve anlaşılması sağlanır. Yazıda ilk satırın biraz içeriden başlaması (paragraf şekli), bir düşüncenin veya konunun bir bölümünün tamamlanıp diğer bir bölümüne geçildiğini gösterir. Böylelikle okuyucunun ilgisi devam ettirilir, yazının daha kolay kavranması da sağlanır.

İyi bir paragrafın özellikleri

İyi bir paragrafta;

a) Temel cümle,

b) Yan cümleler (yardımcı fikirler),

c) Birlik,

d) Düzen,

e) Ölçü

bulunur.

a) Temel cümle

Paragrafta, işlenecek düşüncenin özünü oluşturan bir cümle (temel cümle) mutlaka bulunur. Bu cümle, üzerinde durulacak temel düşünceyi açıkça veya dolaylı yoldan ifade eden bir cümle olabilir. Bu cümle paragrafın özeti olarak değerlendirilebilir; ancak paragraftaki diğer cümlelerde bulunan düşüncelerin hepsini kapsamaz.

Temel cümle yazarın üslûbuna göre, paragrafta değişik yerlerde bulunabilir: Önce temel cümle yazılıp yardımcı fikirlerle geliştirilebileceği gibi, açıklamalar yapıldıktan sonra, “işte buradan çıkarılacak sonuç budur” dercesine paragrafın sonuna yazılabilir veya bir başka yol olarak temel cümle paragrafta doğrudan doğruya yer almaz, yazar bunu bizim bulmamızı ister.

b) Yan cümleler (Yardımcı fikirler)

Temel cümle, yardımcı fikirlerle uygun bir tarzda, değişik metotlarla açılarak geliştirilir. (Böyle olmasa, bütün paragrafların birer cümleden ibaret olması gerekirdi.) Paragrafta; ortaya atılan temel düşünceyi, aynı doğrultuda destekleyen yardımcı fikirlerle konu ve düşünce bütünlüğü sağlanır.

Paragrafta işlenen konunun, düşüncenin özelliğine göre ana düşünceyi açmak, geliştirmek için aşağıda sıralanan metotlar kullanılabilir. Bu metotlara düşünceyi geliştirme yolları da denir. Bir paragrafta bunlardan sadece biri kullanılabileceği gibi, birkaçı aynı anda kullanılabilir:

• Tanımlama: Bir kavramın veya nesnenin ne olduğunu, ne işe yaradığını; belirleyici özellikleriyle anlatmaktır. Makale gibi fikir yazılarında ve giriş paragraflarında daha çok kullanılır. Tanımlama, kimdir, nedir sorusunun cevabıdır.

“Yazıcılar, klavye veya daha değişik giriş aygıtlarıyla bilgisayara girilen bilgileri veya yazıları kâğıt üzerine aktarmaya yarayan aygıtlardır.” örneğindeki gibi.

• Örnekleme: Soyut niteliği olan düşünceyi (veya görüşü), okuyanın veya dinleyenin zihninde canlandırmak, onun kolay kavranmasını sağlamak için yapılan somutlaştırmadır.

• Karşılaştırma: Birbiri arasında benzer veya farklı yönler bulunan iki kavram veya nesnenin ortak ya da farklı yönlerini incelemeye karşılaştırma denir. Sık kullanılan metotlardan biridir.

Roman ve hikâye olay yazıları olduğu için benzer yönleri çoktur. Hikâyede olay, romanda olaylar vardır. Kahramanların ve çevrenin tanıtı¬mına romanda çok yer verildiği hâlde hikâyede ayrıntıya girilmez...

• Tanık gösterme: Fikir yazılarında, ortaya atılan düşünceye okuyanı inandırmak için tanınmış kişilerin görüşlerinden yararlanmaya tanık gösterme denir. Okuyucuya veya dinleyiciye “ben bu konuda böyle düşünüyorum ama bu alanın uzmanı ve sizin de tanıdığınız, itimat ettiğiniz falanca da aynı kanaattedir” mesajı verilerek inandırıcılık artırılmaya çalışılır.

• Benzetme: Anlatıma güç kazandırmak için aralarında benzerlik ilgisi bulunan iki kavram veya nesneden zayıf olanı kuvvetliye benzetmedir.

“Şimdi, buz gibi soğuk su içmek istiyorum.” cümlesinde su soğukluğu yönüyle buza benzetilmiştir.

• Tasvir: Anlatılmak isteneni okuyucuların gözü önünde canlandırmak gerektiği zaman başvurulan yollardan biri tasvirdir.

“Bu balçıktan insanlar, aralarında hiç konuşmadan yürürler. Kiminin sırtında bir tutam çalı, kiminin bir çuval saman vardır. Kimi bir keçi yavrusunu kucağına almıştır; kimi bir mandayı dürtüşleyerek önüne katmıştır. Boz eşek, İsmail’in ardından, başını önüne eğmiş, küçücük küçücük adımlarla yürür.” ( Y. K. Karaosmanoğlu, Yaban)

Temel cümle, zıt fikirlerle de açılabilir. Bu metotta, önce karşıt düşünceler yazılır sonra bunların yanlışlığı belgelerle ortaya konur.

c) Birlik

Paragrafta üzerinde durulan temel düşünceden, işlenen konudan uzaklaşmamaya birlik denir.

Her paragrafta konunun sadece bir yönü ele alınmalı, diğer bir yönüne geçileceği zaman yeni bir paragrafa başlanmalıdır. Bağımsız olarak düşünüldüğünde, her biri işlediği konuyu mükemmel olarak ifade eden cümleler, arada ilgi olmadan bir paragrafta toplanırsa paragrafın konu bütünlüğü, birliği bozulmuş olur. Her cümlenin bir yönüyle temel cümleye bağlanmasıyla paragrafın birliği sağlanmış olur.

Meselâ bir yazıda sınıfın tanıtımı yapılacaksa; sınıfın konumu, ölçüleri, eşyası, öğrencileri... her biri ayrı paragraflarda işlenmelidir.

d) Düzen

Paragrafı oluşturan temel cümle ve yardımcı düşüncelerin, işlenen konunun özelliğine göre bir sıraya konması gereklidir. İlginç fikirlerin ve ayrıntıların mantıklı bir düzene göre sıralanması, okuyucunun paragrafı daha kolay kavramasını sağlar.

Konunun özelliğine göre; zaman, bakış açısı, görüş tarzı ve mantıkî düzen ölçü olarak kullanılabilir. Zamana göre yapılacak bir düzenlemede olaylar veya konu geçmişten bugüne veya bugünden geçmişe doğru bir sıra izlenerek yazılır. Zamana göre sıralama; hikâye, roman, hatıra, biyografi, öz geçmiş gibi yazılarda daha çok kullanılır. Görüş tarzına göre yapılacak düzenlemede; yuka¬rıdan aşağıya, aşağıdan yukarıya; sağdan sola, soldan sağa; içeriden dışarıya, dışarıdan içeriye; uzaktan yakına, yakından uzağa gibi bir sıra izlenir. Tasvir bölümleri genelde görüş tarzına göre düzenlenir. Mantıkî düzenlemede ise genelden özele, özelden genele; parçadan bütüne veya bütünden parçaya doğru bir sıra izlenir. Düşünce yazılarında bu metot daha çok kullanılır.

e) Ölçü

İyi düzenlenmiş paragraflar arasında düşüncelerin önemine göre bir ölçü bulunur. Basit konunun işlendiği bir paragrafın uzunluğu ile önemli bir düşüncenin işlendiği paragrafın uzunluğu aynı olmaz. Paragraflar arasındaki bu dengeyi koruyabilmek için şunlar yapılabilir:

Paragrafta işlenecek düşünceler, okuyucuya göre ayarlanmalıdır.

• Önemli düşünceleri içermeyen paragraflar kısa yazılmalıdır.

Yazmaya başlamadan önce konunun tamamı hesaba katılmalıdır.

• Açıklama gerektiren, önemli düşüncelerin bulunduğu paragraflar, diğerlerine göre uzun olmalıdır.

• Paragrafların uzunluğu ile ilgili bir sınırlama olmadığı için bu ölçüyü, yazar ayarlamalıdır.

Paragrafların, birbirine uygun bir şekilde bağlanması gerektiği unutulmamalıdır.

Paragraf çeşitleri

Herhangi bir konunun farklı bölümlerini oluşturan paragrafları, yerine ve özelliğine göre başlangıç paragrafı, giriş paragrafı, geçiş paragrafı, gelişme paragrafı ve sonuç paragrafı gibi çeşitlere ayırmak mümkündür:

Başlangıç paragrafı: Uzun yazılarda konuya girmeden önce, o konuyla doğrudan ilgisi olmayan fakat yine de onu aydınlatmaya yarayacak düşüncelerin bulunduğu paragraftır. Başlangıç paragrafı, yazının ilk paragrafı demek değildir ve her yazıda olmaz.

Giriş paragrafı: Okuyucuyu konuya hazırlamak, düşünceleri (veya olay yazılarında yeri) tanıtmak, onu okumaya yönlendirmek amacıyla düzenlenen paragraftır. Bir anlamda yazının vitrini olan bu paragrafın dikkat çekici bir şekilde, iyi düzenlenmesi gerekir.

Geçiş paragrafı: Özellikle, uzun yazılarda paragraflar veya bölümler arasında ilgi kurmak için düzenlenen paragraftır. Bir paragraftan diğerine geçildiğinde bazen arada bir kopukluk hissedilir. İşte bunu gidermek için iki paragrafı birbirine bağlayan bir geçiş paragrafı düzenlenir.

Gelişme paragrafı: İşlenen konunun düşünceyi geliştirme yollarından istifadeyle, çeşitli yönleriyle açıklandığı, geliştirildiği paragraftır. Yazıda giriş bölümünden sonra yer alır.

Sonuç paragrafı: Giriş veya gelişme bölümündeki düşüncelerin kısaca özetlendiği, ana düşüncenin hatırlatıldığı paragraftır. Usta yazarların yazılarında genellikle bu paragraf bulunmaz. Çünkü yazar söyleyeceklerinin hepsini daha önceden tamamlamıştır. Ancak, değerlendirmeyi okuyucuya bırakmamak (onun yanılmasını önlemek) veya etkili bir biçimde yazıyı tamamlamak anlayışıyla sonuç paragrafı düzenlenebilir.

Paragraflar, (istenirse) konularına göre olay paragrafı, tasvir paragrafı, tahlil paragrafı ...gibi çeşitlere de ayrılabilir.

BİR UYARI: Paragraf çeşitleriyle, yazının bölümleri birbirine karıştırılmamalıdır. Giriş bölümü sadece bir paragraftan ibaret olabileceği gibi birden fazla paragraftan da oluşabilir. Dolayısıyla giriş bölümüyle giriş paragrafı aynı anlamda kullanılamaz. Benzer şekilde, gelişme bölümü de tek paragraftan ibaret değildir. Bu bölümde gelişme paragrafları birden fazla olur. Sonuç bölümü ise bir paragraf olabileceği gibi birkaç paragraf şeklinde de düzenlenebilir. Düşünce yazılarındaki giriş, gelişme, sonuç bölümleri; olay yazılarında serim, düğüm, çözüm şeklinde adlandırılır.

6. DİLİN KURALLARINI BİLME

İyi bir yazı yazmak veya başarılı bir konuşma yapmak için dilin (ses bilgisinden cümleye kadar bütün) kuralları, söz varlığı çok iyi bilinmelidir. Kelimelerin anlamlarını, bunlar arasındaki anlam inceliklerini ve dilin ifade kabiliyetini iyi bilmek, yazana (veya konuşana) kolaylık sağlayacaktır. Bu konudaki birikimin bir anda oluşması elbette mümkün değildir. Kişi, öncelikle konunun önemine inanır, bol bol okur, araştırır, yazma alıştırmaları yapar, sabırlı olur ve bunu zamana yayarsa bu birikimi kazanabilir.

7. YAZMA

Bilgi birikimden yola çıkarak konuyu tespit edip plânladıktan sonra (paragrafların özellikleri dikkate alınarak) yazmaya başlanmalıdır. Ancak kişinin kendisini hazır hissetmesinin yazının güzelliği ile doğrudan ilgisi olduğunu belirtmekte yarar vardır.

Yazmaya önce, kısa yazılar yazarak başlamakta yarar vardır. Hatta başlangıçta yatkınlık kazanmak için şiirler, kısa hikâyeler... olduğu gibi yazılabilir. Sonra bir üslûp kazanıncaya kadar sürekli ve bol bol yazı denemeleri yapılmalıdır. Bu konuda Benjamin Franklin diyor ki “Güzel yazıları derleyen bir kitap elime geçti, satın aldım. Baştan aşağı okudum. Üslûbu çok hoşuma gitti. Bu üslûp yeteneğine erişme isteğini duydum. Taklitle işe başladım. Önce kitaptaki en güzel makaleleri seçtim. Her paragrafın önemli yerlerini özetledim. Kitabı bir kenara attım. Birkaç gün sonra bu makaleleri aslına uygun olarak, kitaba bakmadan yazmaya çalıştım. Gördüm ki, kelime stokum, kelimeleri kullanışım oldukça zayıf. Ara sıra çıkardığım özetleri birbirine karıştırdım; birkaç hafta sonra özetleri tekrar düzelterek metni meydana çıkarmaya çalıştım. Bu çalışmalar yazı yazma yeteneğimde büyük gelişmeler sağladı.” [3]

8. YAZININ OKUNMASI VE DÜZELTİLMESİ

Yazı tamamlandıktan birkaç gün sonra sanki bir başkasının yazısını okuyormuş gibi; sayfa düzenine, imlâya, noktalamaya, dil bilgisi kuralları ve iyi bir anlatımın niteliklerine uygunluk gibi ölçütlerle dikkatli bir şekilde yeniden okunmalı, varsa yanlışlar düzeltilmelidir. Yazı, herkesin doğru ve kolay anlayabileceği bir hâle getirilmelidir.

[1] S. Sarıca, M.Gündüz; Güzel Konuşma Yazma Kompozisyon, İstanbul, 1988, s.94.

[2] S. Sarıca, M. Gündüz, age. s. 99.

[3] Seyit Kemal Karaalioğlu, Sözlü-Yazılı Kompozisyon, Konuşmak ve Yazmak Sanatı, 12. basım, İstanbul, s. 169.

Kompozisyon Yazmada Kullanılacak Plan ve Uygulaması

Kompozisyon Nasıl Yazılır? başlığı altında kısaca özetlendiği gibi iyi bir konuşmanın, güzel bir yazının ortaya çıkmasında bilgi birikimi, konu seçimi ve plânlama birinci derecede etkili olmaktadır. Yazılı veya sözlü kompozisyon için yapılacak plânlamada, hareket noktası konu olacağı için önce bunun incelenmesinde yarar vardır.Başarılı bir kompozisyon yazabilmek için aşağıda sıralanan hususların iyice öğrenilmesi gerekmektedir:

Konu

Plân

Konu

Konu, bir konuşmada, bir yazıda, bir eserde ele alınan düşünce, olay veya durumdur. Üzerinde söz söylenebilecek veya yazı yazılabilecek bir duygu, bir düşünce, bir haber, bir sorun, bir eşya, bir olay... kompozisyon için konu olabilir.

Yazmaya başlamadan önce konunun tespiti ve sınırlaması yapılmalıdır. Hakkında yazı yazmaya değer, ilginç, yazanın yeteneklerine ve geliştirilmeye uygun, bol kaynaklı konuların seçilmesinde yarar vardır.

Plânlamanın daha kolay ve doğru yapılması, konunun iyi anlaşılmasına, sınırlarının iyi tespit edilmesine, anlatım şeklinin belirlenmesine bağlı olduğu için konunun üç yönü iyi bilinmelidir.

Konunun üç yönü:

a) Konunun maddesi: Konunun özünü oluşturan temel kavram veya problemdir, konunun incelenecek yönüdür. Seçilen konuda “açıklanacak olan nedir?” sorusunun karşılığıdır.

“Hangi tür şiirlerden hoşlanırsınız?” şeklinde verilen bir konunun (sorunun) maddesi, şiirlerdir.

b) Konunun görüş noktası: Konunun rasgele işlenmesini önleyen, konunun maddesini de içine alan, onun hangi yönlerden işleneceğini belirleyen, sınırlayan yönüdür. Sınırları iyi çizilmeyen bir yazıyı plânlamak, dağınıklıktan kurtarmak mümkün olmaz. Bu sebeple konular belirlenirken genel konulardan ziyade özel konular seçilmelidir. “Konya’da tarım ve hayvancılık” şeklinde verilen bir konu, “Ilgın’da şeker pancarı tarımı” konusuna göre çok geniş ve genel bir konudur.

“Antalya’nın coğrafî konumu hakkında bilgi veriniz.” şeklinde verilen konunun maddesi Antalya; görüş noktası coğrafî konumdur. Yazıda Antalya’dan bahsedilecek ama turizmi, nüfusu, tabiî güzellikleri... değil sadece coğrafî konumu anlatılacaktır.

Konuların değişik bakış açılarıyla işlenmesi mümkündür.

c) Konunun şekli: Kompozisyonda konuyu işlemeye, geliştirmeye uygun anlatım türüne konunun şekli denir. Konunun maddesi belirlenip sınırları çizildikten sonra anlatımda; hikâye, roman, tiyatro, deneme, makale, fıkra, mektup... gibi türlerden hangisi kullanılacaksa o türün özellikleri iyi bilinmeli ve yazı buna göre kaleme alınmalıdır.

Buradaki konuyu, aynı zamanda, sınavlardaki soru olarak düşünmek de mümkündür. Sınav sorusunda neye cevap verileceğini, nereden başlanıp nerede bitirilmesi gerektiğini bilmeyen öğrenci, bazen konu (soru) dışına çıkmakta, vakit kaybetmekte ve soruyu anlamadığını belgelemektedir.

Plân

Plân, herhangi bir eserde veya yazıda işlenecek fikirlerin, duyguların, olayların... önceden tespit edilmesi ve bunların ana başlıklar hâlinde sıraya konmasıdır. Plânsız bir yazıda, anlatılmak istenenler önceden belirlenip sıraya konmadığı için önemli konuların unutulması, yazıda kopuklukların ve anlaşılması güç yerlerin olması her zaman mümkündür.

Yazının ve fikirlerin dağınıklıktan, boş sözlerden kurtarılması, konu dışına çıkılmaması, konuda birliğin sağlanması, neyin nasıl yazılacağının bilinmesi... plân sayesinde mümkündür. Kompozisyon bölümünde de bahsedildiği gibi, tek kelimeyle söylemek gerekirse plân, her zaman kolaylık sağlar.

Esas itibariyle bir inşaat mühendisinin yaptığı plân ile bir yazarın yaptığı plân arasında pek fark yoktur: Mühendis, yapacağı inşaatın ne olduğunu belirledikten sonra taslak plân çizer. Bu plân üzerinde çalışarak eksiklerini tamamlar, fazlalıkları çıkarır, en ekonomik ve kullanışlı şekliyle (bir anlamda) binayı kâğıt üzerinde yapar, sonra uygulamaya geçer. Yazar da konusunu ve görüş açısını belirledikten sonra neleri yazabileceğini başlıklar hâlinde ortaya kor. Bu taslakta eksikleri tamamlar, fazlalıkları çıkarır; fikirleri veya olayları bir sıraya koyar; sonra bunların her birini ayrı bölümlerde (ayrı paragraflarda) geliştirir, işler. Kitapların içindekiler bölümü o eserin bir plânı olarak değerlendirilebilir.

PLANLAMA

Kısa bir yazının plânı yapılırken konunun maddesi, görüş noktası ve şekli belirlendikten sonra, her biri ayrı paragrafta işlenecek temel cümleler (ana düşünceler) belirlenir ve bunlar kısa ifadeler (cümle değil) hâlinde Arap alfabesine ait rakamlar kullanılarak yazılır; bu ana fikirleri geliştirmede, açmada kullanılacak yardımcı düşünceler, (kısa ibareler şeklinde) küçük harflerle şıklar hâlinde belirtilir. Hazırlanan taslak üzerinde görülen fazlalıklar çıkarılır, eksikler tamamlanır ve işlenecek fikirler düzenlenir. Yazar, eserini bu plâna göre kaleme alır.

Plân örneği

Konu: Uzaktan eğitimin yararları

Konunun maddesi: Uzaktan eğitim

Konunun görüş noktası: Yararları

Konunun şekli: Makale

PLÂN

1. Uzaktan eğitim

a) Tanımı

b) Özellikleri

2. Uygulama şekilleri

a) İnternet aracılığıyla

b) Televizyonla

c) Kitapla

3. Yararları

a) Zaman ve mekân sınırlamasının olmayışı

b) Farklı seçeneklerin sunulması

c) Geniş kitlelere ulaşması

Uygulama: Örnek olarak Mehmet Kaplan’ın Hisar dergisinin, 1972 Mayıs sayısında yayınlanan Kompozisyon adlı yazısı aşağıda verilmiş ve bu yazının plânı çıkarılmıştır.

KOMPOZİSYON

(Prof. Dr. Mehmet Kaplan’dan sadeleştirilerek alınmıştır)

Öğrencilerin sınav kâğıtlarını okuyorum. Çoğunda bir yığın bilgi var, fakat konu ile ilgisi yok ve karma karışık. Kompozisyon işte bunların zıddıdır. Çeşitli konularda düzensiz bir yığın bilgiye sahip olmak yeterli değildir. Öğrenci herhangi bir konuda lüzumlu ile lüzumsuzu seçebilmeli, fikirlerini bir sıraya koymasını öğrenmelidir.

Karışık bir taş, demir ve cam yığını bir araya geldi mi, bir mimarî eser meydana gelmez. Yapı için elbette buna benzer malzemeye ihtiyaç vardır. Fakat mimarî, her şeyden önce, bir düzendir. Her taş bir plânın içinde yerli yerine konulunca bina göklere yükselir ve bir mutluluğun şarkısını söyler.

Batı dillerinden alınan kompozisyon kelimesi, çeşitli şeylerin düzenli olarak bir araya getirilmesi anlamını taşır ve çeşitli alanlarda müzikte, resimde, mimarîde ve edebiyatta kullanılır. Kelimenin çeşitli alanlara uygulaması da gösteriyor ki, kompozisyon içerikten, yahut malzemeden ziyade, onların bir araya getirilişi ile ilgilidir ve bu çok önemli bir şeydir.

Tabiat ve hayat, insanoğluna şekil vererek güzel ve yararlı eserler meydana getirilebileceği muazzam bir malzeme deposudur. Resim mi yapmak istiyorsunuz? Dünyada renkten boyadan çok ne vardır? Gerçek bir ressam konu bakımından da bir sıkıntı çekmez. Bütün tabiat ve hayat işlenecek konu ile doludur. Önemli olan, herhangi bir konu etrafında bir renk kompozisyonu vücuda getirmektir.

Sanatçının tabiata ilave ettiği şey, yeni bir düzendir.

Sesler, taşlar, kelimeler ve fikirler için de durum aynıdır. Dünyada bir yığın çalgı aleti ve ses çeşidi vardır. Bunları gelişi güzel bir araya getirirseniz, sadece gürültü çıkarmış olursunuz. Musiki çeşitli sesler arasında güzel bir düzen kurmaktır. Yahya Kemal, şiiri bir “kelimeler istifi” olarak tarif eder. Güzel bir mısrada, kelimenin yerlerini değiştirdiniz mi, derhal büyüsü kaybolur.

Öğrencilere çeşitli örnekler vererek dizi, sıra, istif veya düzenin önemini anlatmak gerekmektedir. Düşünce karşılığının önüne ancak böyle geçebiliriz.

Aslında her insan duyar, düşünür ve etrafında olanları fark eder. Fakat bunlar bizim içimize karma karışık olarak girer. Her insan bir duygu, düşünce ve izlenim deposudur. Konuşur veya yazarken, içinde bulunulan duruma göre, bu depolanan bazı şeyleri seçer, cümle haline getiririz. Eğer onlar arasında bir bağ kuramazsak, yazılan veya konuşulan şeyler, başkalarına saçma gelir. Saçmak ile ilgili olan saçma kelimesi, düzenin tersidir. Nazım (şiir), nizam (düzen), tanzim (düzenleme) ve muntazam (düzenli) kelimeleri de birbirinin akrabasıdır. Tanzim edilmiş her şeyde şiire yakın bir taraf vardır. Bir manav dükkanı veya vitrin tanzim edilince göze güzel görünür.

Nizam (düzen) deyince akla asker veya ağaç dizisi gibi basit bir düzen gelmemelidir. Tabiatın yarattığı canlı varlıkları, bitki ve hayvanları yakından incelerseniz, en ince ayrıntısına kadar işlenmiş bir düzen görürsünüz. Çiçek, kelebek, kuş, balık, hatta bazı madenlerdeki renk ve şekil ahengi (uyumu, birlikteliği) hayret vericidir. Bütün varlık açık veya gizli bir nizama (düzene) dayanır. “Güneş manzumesi”, “yıldızlar cümlesi” deyimleri bir gerçeğe karşılık gelir. İlim kainatın nizamını (evrenin düzenini) keşfe çalışır. Öğrencilerde nizam fikrini uyandırabilmek için, ilimlerden de yararlanılabilir.

Sosyal hayatta nizamın önemini gösteren güncel bir konu vardır: Trafik! Araçlar düzenli bir şekilde hareket ederse, caddelerde hiçbir karışıklık olmaz. Hayat canlı bir şekilde akar gider. Düzene uymayanlar tarafından yol tıkanırsa, herkesin canı sıkılır. Fakat İnsan, kafasının içinde bir düzen kuramazsa, dışarıda onu nasıl kurabilir? Komposisyon derslerinin amacı öğrencilere kendi duygu ve düşünce dünyalarına bir çeki düzen vermektir.

Mehmet KAPLAN
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://guldemi.benimforum.org
Admin

avatar

Mesaj Sayısı : 170
Kayıt tarihi : 31/05/10

MesajKonu: ...   Paz Tem. 04, 2010 6:29 pm

By Gizemli al hepsini oku .Gıcıklığına istemediysen neyse iyilik bende kalsın.Başka ne isticen bakalım scratch Cool
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://guldemi.benimforum.org
By_Gizemli



Mesaj Sayısı : 11
Kayıt tarihi : 02/06/10

MesajKonu: Geri: Makale Nedir ve örnekler   Paz Tem. 04, 2010 7:59 pm

Ne gıcıkLığı AdminiM Smile Ben hiç adminime saygısızLık yaparmıyım??Benim Tek amacım bu güzel tatilimi biLGi doLu geçirmek. Smile Sanki Kompozisyonun açıklaması biraz kısa oLmuş ama saoLasın.Smile Bide röprtaf ve fıkra isticektim mümkününmü??
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Admin

avatar

Mesaj Sayısı : 170
Kayıt tarihi : 31/05/10

MesajKonu: Geri: Makale Nedir ve örnekler   Ptsi Ağus. 02, 2010 5:13 pm

Google seninde amcan arat bi zahmet ...hıhhh
.Gıcıklığına oyalama beni.Meşgul bir adminim ben tamam mı..Eklicem zaten o istediklerini.Bekle azcık tmm_?


En son Admin tarafından Çarş. Ağus. 04, 2010 3:34 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://guldemi.benimforum.org
Admin

avatar

Mesaj Sayısı : 170
Kayıt tarihi : 31/05/10

MesajKonu: Röportaj nedir?   Çarş. Ağus. 04, 2010 3:23 pm


Yazarın okuyucularına bir konuyu inandırmak için kişi, eşya, eser ya da bir yerle ilgili olarak yaptığı incelemeleri, fotoğraflarla süsleyerek, kendi görüşlerini de katarak yazdığı gazete ve dergi yazılarına röportaj denir. Röportaj kelimesinin kökeni, Latincede 'toplamak', 'getirmek' anlamlarında kullanılan "reportare" kelimesine dayanır.

Röportaj yapacak kişide üstün bir görüş, anlayış ve gözlem yeteneği olmalıdır. Röportaj, bir çeşit haberdir. Fakat, röportajda bilgiden başka, yazarın izlenimleri, düşünceleri, görüşleri de yer alır. Röportajı hazırlayan kişi, konuyu iyice öğrenmeli, yerinde ve gerekli incelemeleri yapmalı, gerekli belgeleri toplamalıdır.

Röportaj türü, gazeteciliğin gelişmesiyle ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, röportaj, özellikle gazetecilerin uyguladığı bir türdür. Günümüzde radyo ve televizyon da çok önemli bir röportaj aracı konumundadır.

Röportaj, bir gazete yazısı olmasına karşın, gezi türüyle iç içe olması, bazen sanatsal kaygılarla kaleme alınması, sıradan bir aktarma değil de özel bir yorum değerlendirme değeri taşıması gibi özellikleriyle, edebiyat türü olarak da kabul edilmektedir.

Röportaj hem gezi yazılarının hem makalenin özelliklerini taşır. Makale gibi dayandığı sağlam bir düşünceyi, bir tez vardır. Yazar; sorunu yerinde inceleyerek, gezip görerek, halkla, varsa mağdurla ve yetkili kişilerle konuşarak; fotoğraf, belge, istatistik bilgiler. gibi bilgilerle destekleyerek okuyucunun bilgisine sunar. En çok kamuoyu toplayan gazete yazısıdır. Çok yönlü anlatım olanakları vardır. Bu yönüyle diğer düşünce yazılarından zengindir. Uzunluğu çoğu zaman makaleden çoktur. Bazen bir röportaj yazısı gazetenin iç sayfalarından birinde dizi halinde günlerce yayınlanır. Okuyucunun sıkılmadan, merakla, okuduğu bir yazı bir türüdür.

Röportaj yazarının toplumsal sorumluluğu diğer yazarlardan daha çoktur. Röportaj yazarlığı ayrı bir ustalığı ve yan alan becerilerini gerektirir. Yazar evindeki köşesine çekilip yazmaz yazdıklarını. Röportaj yazarı eline ayağına çabuk olmak zorundadır. Yazar bir yandan evinde çalışırken bir yandan kütüphanede, arşivde, devlet dairesinde, iş yerlerinde araştırma yapacak; diğer yandan da olay yerinde incelemeler yapacaktır. Hem fotoğrafçı titizliği ile çalışacak; hem de yerine göre kimi zaman sevecenlikle, kimi zaman ısrarlı ama hiçbir zaman sırnaşık ve terbiyesiz olmadan, haddini bilerek, insan haklarını da çiğnemeden soruşturma yapacaktır. Bütün bunların yanında röportaj yazarı, okuyucu ile bağını koparmamak zorundadır.

Röportaj türünün belirleyici özellikleri:
. Röportaj da düşünsel plânla yazılır.
. İşlenen konu; toplumsal, sanatsal olay ya da olgu olmalıdır.
. Yazar anlattıklarının doğruluğunu; konuşma, bilgi toplama ve fotoğraflarla desteklemeli, anlattıklarını bir mantık çerçevesine oturtabilmelidir. Her anlattığı, önceki anlattıklarıyla çelişmemelidir.
. Röportaj yazarı; açıklayıcı anlatım, öyküleyici anlatım, betimleyici anlatım ve tartışmalı anlatım gibi bütün anlatım yollarından yararlanır. Okuyucuya konunun önemini kavratabilmek için örnekleme, karşılaştırma, tanık gösterme gibi nesnel verilerden de yararlanmalıdır.
. Röportaj yazıları zamanla tarihsel belge olabilir.
. Fotoğraf ya da belge kullanılabilir.

Röportaj, başlangıçta "sorular" ve "yanıtlar"dan oluşan "mülakat"tan farklı değilken, gazeteciliğin gelişmesi ve ünlü edebiyatçıların röportaj türünde de yapıtlar ortaya koymaya başlamasıyla, daha çok, araştırmaya, incelemeye, soruşturmaya dayanan ve bazı gerçeklerin ortaya çıkmasına yardımcı olan bir dal haline gelmiştir.

Yapısına daima öznellik hakimdir ve bu öznellik bütünüyle gerçeklere odaklı basit haberin ve de hemen hemen aynı derecede yalın biçimlendirilmiş karmaşık haberin aksine aranan bir özelliktir.

Röportaj, gerçekleri, öznel yaşantılarla harmanlar. Yalın biçimde kaleme alınmış basit haberden, gerçekleri yansıtan karmaşık haberden daha ayrıntılı, daha canlı bir anlatım biçemine sahiptir. Ama anlatımın renkliliği, bir dizi niteleme sıfatının kullanımıyla değil, daha çok içerikle sağlanmalıdır. Röportajlar genellikle birinci tekil şahsın ağzından yazılır.

Eylemler ve yaşantılar, gerçek olaya ilişkin haberlerle bağlanır. Ama bu iş olduğunca canlı yapılmalıdır.

Bir röportajda insanların da söze katılmaları (olası ise doğrudan anlatımla) önemlidir. Bu, anlatımı canlandırır ve aktarılan yaşantıya doğrudan bağlantıyı sağlar.

Bir röportaj asla yazı işlerinin dört duvarı arasında kurulan bağlantılarla araştırılamaz. Kaleme alınan olay bizzat yaşanmış olmalıdır (olduğunca çok not alınmalı).

Bir röportaj, öykünün doğal anlatımına elverişli bir yapıya sahip olmalıdır. Aralara olayın hızını yavaşlatan an'lar da (düşünceler, yansımalar, yargılar) serpiştirilebilir. Kesinlikle bir okul kompozisyonunun biçemi yeğlenmemelidir (genelden özele). Bunun tersini uygulamak daha uygundur (özelden genele).

Salt tarihsel bir yapı, çok ender kullanılır. Ana düşünce kaybolmadığı takdirde bir röportaj konusal açıdan da yapılandırılabilir ama olaydaki iç bağlantı korunmalıdır. Röportaj -haber gibi- hiyerarşik düzen içinde değil, bir oyun gibi kurgulanır (W. Schneidet).

Bir röportajın biçemi heyecan yaratmalıdır ve bu heyecanın ölçüsü genelde şimdiki zaman kullanımıyla arttırılır. Yaşanmış olanlar doğrudan olduğu gibi aktarılır. Sıyga değişikliklerinin yerinde kullanımı metine ilginçlik kazandırır. Heyecan yaratılması gereken durumlarda aşırılıklara yer yoktur. Heyecan için tempo gerekir. Tempo da kısa cümlelerle sağlanır. Gereksiz sözcük ve tümce öğeleri kullanmaktan sakınılmalıdır. Okurun kendiliğinden eklemeler yapabileceği yerler anlatılmamalıdır. Kaynak belliyse (örneğin alıntılar) usul gereği sürekli kaynağa yönelik gönderme yapmaya gerek yoktur. Biçem renkli ve canlı olmalı, ama anlatımın renkliliği bir dizi sıfat ve zarf kullanımıyla değil, içerikle sağlanmalıdır.

Betimlemek (atmosfer, duygular, görünümler) anlatmak (süreçler, eylemler) alıntılamak (etkili ifadeler) ve yansıtmak (düşünmek, sonuçlar çıkarmak): Bir röportajda bu dört öğe iyi dağıtılarak kullanılmalıdır.

Röportajlar, yurtiçi ya da yurtdışı siyasal, toplumsal, ekonomik, kültürel, vb. bir konuda olabilir. İyi bir röportaj yazarının ele aldığı konuyu enine boyuna araştırması, incelemesi, ilgililerle görüşmesi, konuyla ilgili yerleri gezip görmesi, gerekli belgeleri toplaması gerekir. Yani röportaj, yalnızca gözlemlerin, izlenimlerin ya da konuşmaların aktarılması değil, bunların ötesinde bir yorum ve değerlendirme yazısıdır.

Röportaj, gazete ve gazetecilikle birlikte gelişen bir türdür. Dünyadaki aşağı yukarı bütün gazete ve dergilerde görülen röportajlar, konuyla ilgili olarak çekilen fotoğraflarla desteknelerek okuyucuya sunulur.

Dünyada pek çok ünlü edebiyatçı, aynı zamanda röportaj yazarlığı da yapmıştır. Bunlar arasında Jack London, Hemingway, Ehrenburg, Şolohov, Sartre vb. anılabilir. Malaparte ile Raymond Cartier de, gazetecilikten yetişme röportaj yazarlarındandır.
Türkiye'de röportaj

Türk basınında röportaj türü, başlangıçta mülakat niteliğinde gelişmiş, özellikle 1960'tan sonra, Türk toplumunun çeşitli sorunları kamuoyuna duyurulurken, edebiyatçılarımızın röportaj türünden oldukça başarılı bir biçimde yararlanmaları, aynı zamanda da röportaj tekniğinin gelişmesini, röportajın gazetelerin vazgeçilmez bir birimi haline gelmesini sağlamıştır.

Basınımızda röportaj türünde başlıca yapıtlar veren gazeteci ve edebiyatçılar:

Ruşen Eşref Ünaydın
Hikmet Feridun Es
Mustafa Baydar
Gavsi Ozansoy
Falih Rıfkı Atay
Abdi İpekçi
Yılmaz Çetiner
Nurullah Berk
Fikret Otyam
Necmi Onur
Dursun Akçam
Yaşar Kemal
Hikmet Çetinkaya
Mete Akyol
Mustafa Ekmekçi
Halit Çapın
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://guldemi.benimforum.org
Admin

avatar

Mesaj Sayısı : 170
Kayıt tarihi : 31/05/10

MesajKonu: FIKRA   Çarş. Ağus. 04, 2010 3:32 pm

Fıkra : Belli bir amacı, savunulan bir düşünceyi ele alan ve bunu en kısa yoldan anlatan, mizah ve hiciv unsurlarını da içinde barındıran sözlü ya da yazılı hikâyelerdir.

Bu özlü hikâyeler tek başına olabildiği gibi, sözün gelişine uygun her hangi bir yazı içinde de düşünceyi daha çekici hâlde ifade etmek amacıyla kullanılır.

Bir yazarın günlük olaylara ya da ülke ve toplum sorunlarına ait her hangi bir konu üzerinde kişisel görüş ve düşüncelerini, akıcı bir dille anlatan düz yazılara Fıkra denir. (K.GARİPOĞLU, Kompozisyon Bilgileri, s.239)

Fıkraların başlıca özellikleri; hareketli, ilgi çekici olması, savunulan bir düşünceyi içine almasından başka bir devrin, bir insanın, belli bir zamanın ya da sınıfın özelliklerini, siyasî, sosyal vb. günlük her türlü olay ve sorunları canlandırmasıdır.

Türk edebiyatında fıkra, XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ilk gazetelerle (İlk özel gazete 1860 yılında yayın hayatına giren "Tercüman-ı Ahvâl" dir.) birlikte görüldü. Başlangıçta sadece siyasî ve sosyal konular etrafında yazılan fıkralar, zaman içinde sınırlarını genişletmiş, bugün sanattan spora, ekonomiden siyasete kadar toplumun günlük bütün sorunlarını kuşatmıştır.

Fıkralar:

(1) Gazete fıkraları,

(2) Küçük hikâye niteliğindeki nükteli ve güldürü fıkraları, olmak üzere iki türlüdür.

(1) Gazete fıkraları:

Genellikle, günlük gazetelerin belirli köşelerinde yayımlanan bu tür fıkralarda ortaya konan sorunlar kısa, yalın ve akıcı bir üslûpla anlatılır. Okuyucunun ilgisini sürekli olarak canlı tutabilmek için, fıkra yazarlarının konularında tekrarlara düşmemesi, kapsamlı bir kavrayış gücüne, derin bir kültür zenginliğine ve geçmişle günlük olayları kaynaştırabilme ustalığına sahip olması gerekir.

Basit, bazen sözü edilmeyen bir mekân, anlamlı bir düşünce, karakteri canlandıracak kısa ve hareketli bir konuşma, dikkati çeken bir olay, fıkralar için yeterli malzemedir. Bugün için artık, gazete fıkra yazarlarının, istatistikî bilgilere de yer vererek, bilimsel bir yöntemle çalıştıklarını görüyoruz.

Fıkra yazarken şu özelliklere dikkat etmek gerekir:

(1) Konu; okuyucunun duygu, düşünce ve zekâsını okşayan günlük olaylardan (= aktüaliteden) seçilmelidir.

(2) Yazının plânı hazırlanmalıdır.

(3) Gerekiyorsa, başkalarına ait deyişler saptanmalıdır.

(4) Anlatımın açık, fakat ustalıklı olmasına dikkat edilmelidir.

(5) Yazı, gereksiz yere uzatılmamalı; elden geldiğince kısa tutulmalıdır.

(K. GARİPOĞLU, Kompozisyon Bilgileri, s. 240)

(H.F. GÖZLER, Örnekleriyle Türkçe ve Edebiyat Bilgileri, s. 499)

(E. KANTEMİR, Yazılı ve Sözlü Anlatım, s. 546-549)

Makale ile gazete fıkra yazıları arasındaki en önemli fark:

Makale; daha uzun yazılır, kesin bir yargı ve kanıtlamaya gider. Buna karşılık, fıkra; kısa, etkili ve dokunaklı bir sonuca varmak amacını güder.

Gazete ve dergilerin fıkra yazarları; günlük olayları, özel bir görüşle inceleyip eleştirerek ya ciddî ya da güldürücü bir dille, sohbet biçiminde okuyucularına düşüncelerini aktarırlar.

Gazete ve dergi fıkralarında plân:

Fıkrada da tıpkı makaledeki gibi,

(a) Giriş : Davayı ortaya koyma,

(b) Gelişme: Konuyu açma ve çeşitli örneklerle açıklama,

(c) Sonuç : Olumlu ya da olumsuz bir sonuca bağlama bölümleri yer alır. Fıkra; kısa ve öz yazıldığından yargılamaya, ispatlamaya ve ayrıntılara girilmez.

Kısa, özlü, içinde derin anlamlar taşıyan bir fıkra yazabilmek ve bunu zevkle okutabilmek için yazarın, konuyu iyi kavrayıp ilginç noktaları gösterebilmesi, gereksiz sözlere yer vermemesi, duygu ve düşüncelerini inandırıcı, etkileyici ve akıcı bir dille anlatabilmesi gerekmektedir.

(2) Küçük hikâye niteliğindeki nükteli ve güldürü fıkralar:

Nasrettin Hoca, İncili Çavuş, Bekri Mustafa ve Bektaşî fıkraları bu türdendir. Tanınmış kişileri ya da hayvanları ele alıp, bir hikâye tarzında, kısa ve öz olarak, ince zekâ oyunları taşıyan nükteli bir dille, sohbet biçiminde, bir sonuca bağlanarak yazılan yazılardır, diyebiliriz.

Fıkraların konularını, o çevrenin dikkatini çeken, iz bırakan sorunlar, olaylar, hareketler, sözler ve kişilik özellikleri oluşturur. Bu tür fıkralar, önce ağızdan ağza dolaşır; sonra bazı yazarlar tarafından çeşitli münasebetlerle yazıya geçirilir. Ayrıca bunlar, gerçeğe dayandığı için, araştırmalarda kaynak olarak da kullanılır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://guldemi.benimforum.org
 
Makale Nedir ve örnekler
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Tomatis Metodu nedir?
» psd nedir nasıl kullanılır? psd hakkında soru cevap?
» Protokol nedir ve LAN protokolleri nelerdir?
» HİCRET NEDİR?
» paranoid şizofreni belirtileri nelerdir

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
GÜL DEMİ FORUM !!! :: Kategoriler :: Makale ve Yazılar-
Buraya geçin: